Sosyal Medyanın Kısa Tarihi I
Şakası yok! Sosyal medya, diğer tüm iletişim araçlarından çok daha hızlı bir şekilde gelip hayatımızın merkezine oturdu. Öyle bir güçten söz ediyoruz ki, şu anda birçok sosyal medya sitesinin üye sayısı birçok ülkeden bile fazla. Hatta Mark Zuckenberg yapmış olduğu açıklamada kısaca “Facebook eğer bir ülke olsaydı Japonya’dan sonra Dünya’nın en kalabalık 8. ülkesi olacaktı.” demişti.
Sosyal medya denildiğinde akla ilk gelen elbette kullanıcılar tarafından oluşturulan ve paylaşılan içeriktir. İnternetin son hızla bir bilgi çöplüğüne dönmesinin ardından zamanını efektif kullanmak isteyen aklı başında insanlar sadece yararlı buldukları içerikleri paylaşarak diğer insanların da vakit kaybetmesini önlemeyi tercih ettiler.
Milyonlarca resim, video, müzik, haber ve blog girdisi arasından hangisinin faydalı olduğuna karar vermemizi sağladığı için sosyal medya inanılmaz bir hızla büyüdü ve her geçen saniye de bu yükselişini sürdürüyor.
Sosyal medyayı bu kadar önemli kılan bir diğer konu ise elbette yeni bir çevre edinme konusunda bugüne kadar karşılaştığımız en etkili araç olması. 21.yy insanların herkesten koptuğu, ailelerin bile son hızla dağıldığı ve her bireyin kendi içine çekilmek zorunda kaldığı adeta bir çöküş dönemi olarak tarihe geçti. Daha önce insanlar iletişim ve ulaşım olanaklarından mahrum olduklarından yalnızca dar bir coğrafi alan içindeki insanlar ile iletişim kurabiliyordu. Bu da dostluk, arkadaşlık ve akrabalık bağlarının çok sıkı tutulmasını bir bakıma zorunlu kılıyordu.
Oysa sosyal medya, Dünya’nın diğer ucunda da olsa sizinle aynı şeyleri seven sayısız insanla sizi bir araya getirebilecek güçte bir yapıdır. İnsanlar, yeni insanlar tanıdıkça ve tanıştıkları bu yeni insanlarla herşeylerini paylaştıkça sosyal medya onlar için çok geçmeden bir “bağımlılık” haline gelmeyi başardı.
Sosyal medyanın ne kadar efektif kullanıldığı, gerçekten amaca hizmet edip etmediği bambaşka bir makaleler dizisinin konusunu oluşturur. Buna rağmen kesinlikle söyleyebileceğimiz tek şey sosyal medyanın sadece internette değil, Dünya üzerinde bugüne kadar karşılaşmadığımız bir iletişim devrimi niteliğinde olduğudur.
Peki, tüm bu hikaye nasıl başladı? Aslında sosyal medyanın temeli insanların bilgisayar vasıtası ile birbirleri ile tanışma ve iletişim kurma arzusunun ilk ürünü olan BBS (Bulletin Board Systems)’lere kadar uzanır. Gerçek zamanlı chat sistemlerinden bile önce insanlar bu BBS’ler sayesinde birbirleri ile bilgi paylaşımında bulunabiliyorlardı. Türkiye için çok yaygınlaşamamış bir sistem olsa da yurtdışında BBS’ler üzerinde çok fazla insanın tanıştığı ve internete yön verdiklerini biliyoruz.
Türkiye’de ise gerçek manada bilgisayar üzerinden iletişim IRC’nin (Internet Relay Chat) yaygınlaşması ile başladı.
IRC, ICQ, ve Anında Mesajlaşma Yazılımları
1988 yılında kullanılmaya başlayan IRC, Türk kullanıcılar tarafından mIRC adlı script sayesinde inanılmaz bir yayılma hızı göstermişti. IRC serverda OP olmak + almak kişisel gelişimdeki son nokta olarak görülmeye başlanmıştı. Yani insanlar IRC üzerinde anonim kimlikler arkasına sığınarak bir monitörün arkasında olmanın verdiği güven ve huzurla hiç tanımadıkları başka insanlar ile sohbet etmeyi çok sevmişti. Öyle ki bir anda mantar gibi her köşe başında açılan Internet Cafe’ler sadece insanların bu chat yapma ihtiyacını karşılar hale gelmişti. Çoğu Türk genci internette bilgi aramak için değil chat yapmak için saatlerini harcıyordu.
Çok geçmeden insanlar anonim kimlikle sohbet ettikleri ve bir daha kolay kolay tekrar karşılaşma olanağı bulamadıkları insanlar ile vakit geçirmekten sıkıldılar. 90′lı yılların ortasında internetin en hızlı yaygınlaştığı dönemde ICQ (I seek you – Seni arıyorum) adlı anında mesajlaşma yazılımı ile yepyeni bir dönem başlamış oldu.
ICQ ile başlayan Anında Mesajlaşma sürecinde artık insanlar telefon numaraları gibi ICQ numaralarını birbirlerine vermeye ve internet üzerinden sürekli olarak sohbet etmeye başladılar. ICQ aynı zamanda bir insanın adını yazarak ya da belirli arama kriterleri seçerek (örneğin 18-23 yaş arasında Istanbul’da bulunan bayan üyeler vb) yeni insanlarla tanışmanıza ve hatta bu arama kriterine bir de o anda online olan kullanıcıları eklemenize olanak sağlıyordu.
ICQ hem kullanım zorluğu ( çok yavaştı) hem de arkasında yeterli destek olmadığı için piyasaya giren Messenger adlı program tarafından 2003 yılında tarihin karanlık sayfalarına gömüldü.
MSN Messenger, günümüzde kullanım oranının zirvesine varmış bir Anlık Mesajlaşma Yazılımı olarak artık tüm internet kullanıcıları tarafından biliniyor ve çok yüksek oranda (hatta bu konuda rakipsiz olduğunu söylemek hiç de abartlı olmaz) kullanılıyor. Özellikle son sürümlerinde geliştirilen, kolay resim ve dosya paylaşımı ve hem görüntülü hem de sesli görüşme konusundaki başarısı nedeniyle internet kullanıcılarının vazgeçilmezi olmayı sürdürüyor. Yakın gelecekte de MSN Messenger’ı tahtından indirmeye aday tek bir uygulama bile gözükmüyor.
MSN her ne kadar başarılı bir uygulama olsa da yeni insanlarla tanıştırma konusunda çok başarılı olduğu söylenemez. Yapısı gereği bir insanla sohbet etmeye başlayabilmeniz için ona ait MSN adresini bilmeniz ve o insanın da sizinle konuşmayı kabul etmesi gibi kritik aşamalardan geçmeniz gerekiyor. Bu nedenle insanlar MSN’i zaten tanıdıkları insanlar ile iletişim halinde kalmak için kullanabiliyorlar.
Arkadaşlık Siteleri
Yeni insanlar tanıma isteğinin kökeninde – birbirimizi kandırmayalım – daha çok duygusal (çoğu zaman da hormonal) sebepler başrol oynar. İnsanlar IRC’den itibaren yeni sevgililer edinme isteği ile yanıp tutuşmaktadır. IRC’den ve ICQ’dan tanışıp evlenen insanlar günlerce basılı medyaya malzeme olmuştur. MSN için de aynı durum söz konusu. Ancak tüm bu yazılımlar istediğiniz özelliklere sahip insanlar ile tanışmanıza olanak sağlamaktan çok uzaktır.
İşte bu yüzden, sosyal medyanın temelleri (çoğu zaman ticari amaçlar ile kurulmuş) arkadaşlık siteleri tarafından atıldı. Mark Zuckenberg Facebook‘u “kız tavlamak için kurduklarını” söylediğinde medya bu konuyu fazlasıyla abartmıştı ama ne yazık ki internetteki sosyal oluşumların hemen hemen hepsinin kökeninde “yeni sevgili bulmak” yatmaktadır.
Bunun farkına erken varan intenet girişimcileri çok geçmeden insanların aradıkları özelliklerde yeni insanlar ile tanışmalarını sağlamak üzere ardı ardına girişimlerde bulundular. Türkiye’de bu konuda başarıya ilk ulaşan örnek SiberAlem oldu. SiberAlem bu alanda yakaladığı başarıyı ne yazık ki uzun süre elinde tutmayı başaramadı ve piyasadaki liderliğini 2004 yılında kurulan Yonja‘ya kaptırdı.

Yonja o zamana kadar geliştirilmiş tüm diğer arkadaşlık sitelerinden farklı bir yol izleyip odak noktası olarak “yeni sevgili bulmayı” değil, gerçek manada arkadaşlık kurulabilmesine de izin vermeyi seçmişti ve kısa zamanda dilden dile yayılarak Türkiye’de sosyal medyanın başlamasına ortam oluşturdu. Aynı zamanda İngilizce olarak da hazırlanan site global bir proje olmaya adaydı ancak ne yazıkki işler düşündükleri gibi gitmedi.Uzun süre elinde tuttuğu liderliği Facebook‘un adını yavaş yavaş duyurması ile hızlı bir şekilde kaybeden Yonja, 2007 yılının sonlarında 15 milyon dolar gibi rekor bir fiyata Mynet tarafından satın alındı. Satın alınma sonrası gerek yanlış stratejiler nedeniyle gerileyen ve gerekse Facebook‘un ani yükselişine direnemeyen Yonja bugün yayın hayatını sürdürse de eski gücünden eser bile kalmamıştır. O kadar köşeye sıkışmış durumdadır ki, Facebook Connect kullanmaya başlamıştır. Bu, diğer siteler için olmasa da, Yonja için tek kelime ile “kaybettiğini” kabullenmek anlamına gelmektedir.
Yonja’nın liderliği kaybetmesinin ardından ilk lokal bazlı arkadaşlık sitesi olarak kurulan istanbul.net düzgün yönetimi, başarılı tanıtım kampanyaları ve kullanıcı dostu arabirimi ile büyük başarı kazanmış ve hala piyasa hakimiyetini Facebook hegemonyasına rağmen sürdürmektedir. Magnet tarafından işletilen ve geliştirilen servis daha sonra ankara.net, izmir.net ve bursa.net gibi domainler altında lokal büyümeyi sürdürmüş olsa da kuşkusuz Türkiye’nin kalbi İstanbul’da attığı için bu sitelerin çok büyük ses getirmedikleri bilinmektedir.

Sosyal Medyanın İlk Adımları ve Türkiye’deki Yansımaları
Her ne kadar 2003 yılında kurulan myspace Amerika’da çok büyük bir etki yaratarak sosyal medyanın ilk adımlarının atılmasını sağlamış olsa da Türkiye için hala uzak ve soğuk bir sosyal networktür. Türkiye için sosyal medya ile tanışma ancak 2006′da Facebook‘un ani patlaması ile gerçekleşti.
Facebook, geçmişte tanıdığınız ama artık iletişim halinde olmadığınız herkesle sizi yeniden buluşturmayı vaad ederek yola çıkmıştı. Tıpkı yonja gibi dating özelliğini ön planda tutmadan dating sağlamayı amaçlıyordu ve diğer tüm rakiplerine karşı en büyük üstünlüğü tamamen ücretsiz bir servis olmasıydı. Evet, sadece yeni sevgililer bulmayı değil aynı zamanda yeni dostluklar ve arkadaşlıklar kurmayı, sevilen her içeriğin diğer tüm insanlarla çok basit bir arayüz üzerinden paylaşılmasını sağlayan Facebook sokaktaki insanın rahatlıkla içerik üretmesine izin vererek Dünya’yı değiştirmeyi başardı.

Bugün web hakkında hiçbir fikri olmayan yüzmilyonlarca insan Facebook sayesinde sevdiği şarkıları, video klipleri, haberleri ya da makaleleri en kısa yoldan tanıdığı herkes ile paylaşıyor, yeni içerik üretiyor ve bunu yaparken hiç zorlanmıyor. Facebook‘un yükselişi işte bu nedenle durdurulamıyor. İlk başta gizlilik problemini öne süren herkes “Kim özel hayatını tüm dünya ile paylaşır ki?” diye soruyordu. Şimdi ise biliyoruz ki sırf Facebook‘ta paylaşmak için insanlar fotoğraf çektiriyor, video kaydediyor ve içerikler yazıyorlar. Facebook tüm bu özellikleri ile, Dünya’da değilse bile Türkiye’de, sosyal medyanın temelini oluşturuyor ve gün geçtikçe piyasa hakimiyetini arttırıyor.
Facebook‘u bu kadar güçlü kılan bir diğer özelliği ise elbette API yapısı sayesinde 3.Parti firmaların ya da bireysel yazılımcıların Facebook üzerinde çalışan uygulamalar geliştirmelerine olanak sağlaması. Böylece Facebook sadece içeriğin değil aynı zamanda kullanıcıların işine yarayarak sitede daha fazla zaman geçirmelerini sağlayacak yazılımların da başkaları tarafından üretilmesini amaçlıyor.
Facebook‘un ne kadar güçlü bir mecra olduğunu görmek için kısa bir not : Bugün için 300 milyon olan aktif kullanıcı sayısının çok geçmeden 1 milyarı geçmesi bekleniyor.
Facebook insanları geçmişleri ve kişilikleri ile kendilerini ortaya koyarak yeni insanlarla tanışmaya teşvik ederken bir diğer sosyal medya bombası olan YouTube görüntüülü yayıncılıkta yepyeni bir dönem başlattı.
YouTube öncesi dönemde yayıncılık televizyonların tekelinde olan çok zor bir işti ve sıradan insanlar böyle bir şeye kalkışmayı akıllarının ucundan bile geçirmezdi. YouTube ise, tıpkı Facebook gibi, basit kullanılabilir arayüzü sayesinde herkesin birkaç tıklama ile videolarını tüm dünya ile paylaşmasını sağladı. Bu o kadar iyi bir fikirdi ki insanlar sanki yüzyıllardır bunu bekliyorlarmış gibi YouTube‘a akın ettiler ve bunun çok doğal bir sonucu olarak YouTube kısa bir süre içinde 1.6 milyar dolar gibi gerçekten devasa bir rakama Google tarafından satın alındı.

YouTube‘un sahip olduğu fikir ve vizyon o kadar etkileyiciydi ki çok geçmeden binlerce klonu yapıldı. Bunların hiçbirisi, ne Google Video ne de bir başkası YouTube‘un başarısının yanına bile yaklaşamadı. Türkiye’de YouTube klonu olarak ciddiye alınabilir 2 proje oluştu. Bunlardan birincisi NOKTA A.Ş. tarafından hazırlanan İzlesene, diğeri ise Magnet tarafından geliştirilen Timsah. Her ikisi de çok başarılı projeler olmalarına rağmen YouTube Türkiye’de de ilk seçenek olmayı sürdürüyor. Hatta bu iki lokal uygulamanın da ciddi hitlere ulaşmasının altında YouTube‘un erişiminin engelli olması yatıyor. Bu erişim engeli ortadan kalktığında her iki lokal uygulama da sıkıntıya düşebilir.
YouTube o kadar farklı bir kullanıcı sadakati yaratmayı başarmıştır ki, bir yılı aşkın süredir Telekomunikasyon Kurumu kararı ile erişimi engelli olması sayesinde Türk halkı proxy’nin ne olduğunu ve DNS ayarının nasıl yapıldığını bile çözmüştür.
YouTube‘u bu kadar başarılı yapan elbette hem ilk olması hem de arkasındaki sınırsıza yakın teknik destektir.
YouTube, Türkiye’de henüz bu amaçlar için kullanılmıyor olsa da, 2008 yılında gerçekleşen Amerikan Başkanlık seçimlerinde büyük bir propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Obama’yı başkanlığa getiren “Yes We Can” kampanyasına ait video YouTube‘da 14 milyonun üzerinde insan tarafından izlenmiştir.
Her geçen gün büyüyen ve güçlenen YouTube, Türkiye’de yasaklı olmasına rağmen video piyasasını domine etmeyi sürdürmektedir. Yakın gelecekte de herhangi bir uygulamanın YouTube‘u bulunduğu konumdan aşağıya indirmesi beklenmemektedir.
İnsanların internette paylaşmak istedikleri tek şey elbette video değildi. Herkesin videodan çok daha fazla fotoğrafa sahip olduğu apaçık ortadaydı. Stock fotoğraf siteleri profesyonel fotoğrafçıların çektiği ve rötuşladığı fotoğrafları satmayı amaçlayan ticaret uygulamalarıydı ve son kullanıcıların kendi fotoğraflarını özgürce tüm dünya ile paylaşmalarını sağlayacak iyi bir aracın eksikliğini Flickr doldurdu.

Herkesin fotoğraflarını paylaşmasını ve diğer herkesin de paylaşılan tüm fotoğraflara erişmesine olanak tanıyan Flickr o kadar büyük bir başarı elde etti ki şu anda 4 milyara yakın fotoğrafı bünyesinde bulunduruyor. Bu, dünya üzerindeki en geniş fotoğraf arşividir.
Flickr aynı zamanda içerdiği gruplar sayesinde insanların birbirleri ile tanışmasını da sağlayan bir sosyal medya uygulaması olarak piyasada rakipsiz durumda. Ardındaki Yahoo desteği sayesinde gün geçtikçe büyüyen uygulamanın önünün çok açık olduğunu tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok.
Kaynak: Bu yazı dizisinin hazırlanmasında Webdesigner Depot‘da yayınlanmış olan The History and Evolution of Social Media adlı makale temel alınmıştır.
Bir yorum yazabilir, sitenizden takip edebilir ya da RSS kaynağı ile yeni içerikleri takip edebilirsiniz.


Çok güzel
Yorum Yaz!